Kayıtlar

corona günlerinde aşk II

hep ölmek isteyen o burnu havada, memnuniyetsiz, depresif insanı ölüme sınır bir uçurumun ucuna koyun. bir adım ötesi ölüm, bir adım gerisi hayat olsun. o kadar yakınına koyun ki ölümün, soğuk nefesini kulaklarının arkasında hemencecik ensesinde duysun birden. korkusuzca adını ağzına alıp durduğu o ölümün buz gibi çelikten bile daha soğuk ve keskin olduğunu duysun. ölüm denen o ütopyanın(!) gerçek olduğunu anlasın ilk kez. çok yaklaştırın ki ölüme teslim olduktan sonra geri dönüşünün olmayacağını da idrak etsin bu sefer. teker teker aklından geçirsin ölünce mahrum kalacağı en küçük zevklerini bile. hatta gözüne hoş gözükmeyen birçok şeyin nasıl da katlanılabilir, göz ardı edilebilir ve hatta sevilebilir olduğunu düşünsün. öyle yakın olsun ki ölüme, kendinden çok ölümüne üzüleceklerin acısıyla kavrulsun içi. hiç yaşanmayacakların derdine düşsün birden. öyle ki yaşanmamışlıkları parmaklarının arasından kayarak ufuksuz bir çöle karıştığında peşine düşsün çölde her bir kum zerresinin. ölü...

-ı kes

dikkatli - ama avını uzaktan seyreden bir sırtlan gibi temkinli - fakat incitmemek değil incinmemek için ilgili - ama meraklı bir tanıma arzusundan çok ardıl bir faydanın beklentisinden sözlerinde cüretkar - dürüstlüğünden değil; ama tahrik için cesur - sahip olmak için değil fakat elde etmek için  gözü kara - çünkü kaybetmekten korkmuyor korkusuz çünkü incinmiyor çünkü kaybedebileceklerine, korkacak kadar değer vermiyor çünkü hiç sahip olunmayanın kaybı da olmuyor

ahkam

yazmak gülünç bir avuntu. yalnızca sancılı yalnızlıklar çekerken konuşamadıklarını söylemiş olmak için başvurduğu insanın.. konuşamadıklarını diyorum çünkü işteştir konuşma eylemi, ve söylemiş olmak için dedim çünkü muhatabı olmayan tümcelerin taşıdığı anlamın ne anlatılmaya ne de açıklanmaya lüzumu vardır.. yazan birinin bunu kabullenmesi ise gururunun çıkılabilir en yüksek noktasından atlayarak acizliğinin inilebilir en derin noktasına ayak basmaktan farksızdır. dilin infazı, düşüncenin de suskunluğa mahkumiyetidir. bürüneceği bir ifadeyi aramayan hiçbir sözcük belirmez insanın zihninde. asla dile getirilmeyecek birtakım tümcelerin düşünülmesi de anlamsızlaşır ve düşünce daralır. anlam uzanımı daralan sözcüklerin insan idesiyle kesiştiği noktalar da sayıca azalır. sonuçta bağlamlarını yitiren sözcükler ıssızlaşır ve tahayyül kuvveti daralır. tahayyül edilemeyen hiçbir şey gerçekleştirilemez. anlamın yitmesi kelimenin düzlem kaybıdır.  anlamlarını yitiren insan geleceğ...

Ocak, 17

hayat bir uzun hatırlayış.. 

aralık geçiyor içimden

Aralık, 28 2019 Bazı yaralar üstüne başka insanları yapıştırmakla kapanmıyor. İnsan öyle aciz, kendini bilmez ve nankör ki bir başkasının canını yakarak kendi acısını dindirebilmekten medet umuyor; acısının sebebini bile bilmeden bir acıyı sırtlanmayı kabulleniyor ve hayatın tüm nimetlerine rağmen yine de en çok acısını bağrına basıyor.  Yazmak, hiçbir acıyı dindirmiyor. Var olmayana varlık da bahşetmiyor. Meçhul bir acıyı aydınlığa da çıkarmıyor. Zihne ait soyutlukları maddeye de büründürmüyor. Öyleyse neden yazmalı?  Acı hep vardı. İnsanlığın varoluşundan beri acı hep oradaydı. Küçük mutluluklara aldanıp acıyı unutmak ne aşağılık bir avuntu! Ne acınası bir uğraş! Acının her an atağa hazır bir düşman gibi beklediğini bilerek nasıl mutlu olur ki insan, kendimizi kandırmak için yaptığımız mutluluk taklidinden başka nedir bu?  Hem sonra acı neydi ki aslında? Ufak kuruntular, beklenmedik mutlulukların sonu, unutulanın hatırlanması, ertelenenin kemiğe dayanması ...

dying führer

Hayat, kaderin ağlarını ördüğünü bilmediğimiz anlarda yaşadığımız; bir kez örüldükten sonraysa dolanıp durduğumuz o ağlardan kaçmaya çabalarken nasıl yaşadığımızı bile fark etmediğimiz bir yanılsama. 

siyasi gece podcasti

yazıyorum, öyleyse uyanığım! İnci Aral, edebiyat ve sanata dair zevk ve anılarını ve eskimeyen duyarlılıkları paylaştığı; Türkiye'nin uzun yıllardır içinde bulunduğu siyasi bunalımı ve din-kapitalizm-terör-toplumsal yozlaşma uzantılarını korkusuzca eleştirdiği Nar ve Kan Günleri isimli kitabında Dücane Cündioğlu'nun üzerine düşünmeye değer bir tespitine yer verir: "Sağ tatmin olmuşların ideolojisidir. Tatmin olmanın getirdiği bir arayışsızlık, bir kuruluk vardır sağda. O yüzden sağdan edebiyat olmaz."  Ve ekler: "Sağcılık her zaman sığdı, hep de böyle olacak. Çünkü sağcılık tatmine dayalıdır, sol tatminsizliğe. O yüzden dinin özünü sol bir refleks olarak algılarım. Din iktidarla işbirliği yaptığı anda erkeksi bir görünüm alır, temel özelliklerini kaybeder. (...) Sağcılık bir sistem ideolojisi olduğundan, yönetmeye odaklandığından, hep bir iktidar sorunu çerçevesinden örgütlendiğinden, hiçbir düşünce ıstırabı içermez. Sağcılık büyük bir anksiyetedir. Çünk...

freudcuklarım içimde kıvranır

Değişmeyen tek şey geçmiştir derim ben. Her an, bir anı'ya dönüştükten sonra asla değişmeyecek bir imge halini alır zihnimizde. Bazen tekil, bazen kolektif hafızamızda. İnsan zihni ona oyun oynayabilir; geçmişe ait anların gerçekliği çarpıtılabilir; duyguların kırılımından geçebilir, onu demiyorum. Asıl gerçeklik asla değişmez, hele ki bir başkasıyla paylaşılan bir anı nasıl meydana geldiyse aynı şekilde kalır. Ama insan (' self ') değişir. Ve değiştiremeyeceği bir geçmişle başa çıkamayacağını düşünürse bir kitap muamelesi yapar geçmişe. Değiştiremeyeceği anıların kapağını kapatır. Yine de bazı kitaplar aralık bırakılır, bir ayraç konur ya da sayfanın köşesi kıvrılır. O sayfalara geri dönebileceğine inanır. Dönse de değiştiremez o ayrı, ama o sayfada okumaktan zevk almadığı satırları karalama fırsatını kovalar belki. Ya da daha önceden fark etmediği bir cümlenin altını çizmek, bir yerlere not etmek mümkün gözükür. Eğer geçmişe ait sayfaları başka insanlarla beraber dol...

derdi veren rabdan derman beklerken

uykum bir kaçtı ki sormayın. günlerdir yok. haftalardır. aylar olmuş, haberim yok. meğer geceler ne uzunmuş. bazı bazı yalnız hissettirirmiş sessizlik. herkesin uyuduğu saatlerde insan kendi sesinden bile irkilirmiş. akşamları anlarım ki daha gecem uzun ve sonu sessizlik; daha yalnızlığı duymadan bir şarkı koyuveririm arkadan, çalar gider gece boyu. kapatmam. ama zaman hızlı geçermiş tan vakitleri; bi' bakmışsın 3:00, bi' bakmışsın 5:00. uykusuzlar herkesten çabuk büyürmüş; onlar için her gün en az 24; yıllar 735. uykum bir kaçtı ki sormayın;  matematiği ilerlettim saatlerin  hesabını tutarken uyumadığım. 3:13 21.11.2019