Kayıtlar

uykusuz bir gece

bugun bir bara girdim. ikinci biram bitmemisti ki iceri bir kiz girdi. inanilmaz cekici. gozlerimi ayirmadan ne yone gitse onu izledim. ortadan kayboldu. tam ben gitti derken tekrar karsimda buldum. tekrar kacirmak istemedim. farkliydi. normalde yapmam ama bu sefer yanasip tanismaya karar verdim. en azindan adini ogrenirdim. belki bir telefon numarasi. hatta birkac dakika ilgisini kaybetmezsem burdan baska bir yere gecmeyi bile teklif edebilirdim. herhalde tuvalete gitmis olacak yine ortadan kayboldu. ilk cumlemi dusunmeye basladim. ne diyebilirim. havali bir giris hemen kacirabilir, basit numaralara aldanacak bir kiza benzemiyor. bu bara takilan diger kizlar gibi aranan bir hali de yok. bakislari kimsenin suratinda bir saniyeden fazla kalmadan ilerliyor her seferinde. zor. onda da bir tanisiklik var sanki. buraya her zaman gelirmis gibi. o zaman kendisiyle tanismaya cabalayan zavalli erkeklere alisiktir. beni onlardan biri sanip kolayca basindan savabilir. bir sey var farkli bir sey. ...

Bunaltı Çiçeği

Içinden geçiyorum Geçmişe bulanmış bir bulutun Unutkanlıklarım çiseliyor omuzlarıma Buğulanmış bu an kırılıyor kabuslarıma Kanıyor heykeller yanık teninden Büyüyor sudan telaş Içine alarak anı ve geçmişi Yarıyor ona şuna ve bunlara Sahte ölüm telaşları Bir hayal örtüldü Gürültüsüz.. mahmur. Gün yola battı Bir kez daha sayfalar Çevirdiler göğe başlarını Verdiler rüzgarlara saçlarını

Hisseden Kıssa

Bir dut tanesi düşerse dalından artık tutunması gerekmediğindendir. Olması gereken de budur vakti geldiğinde, olacak olan da. Ama toprak sanır ki yer hasretle çektiğinden düştü dut tanesi. Bir karınca inanarak rızkının gönderildiğine, sırtlanır ezilmiş bir parçasını dutun. Börtü böcek ne varsa bu mor cümbüşü kutlar toprak altında. Insan evladının biri de düşer aynı dutun peşine, şansı yaver giderse, inanarak o dutun nefsine adandığına. Bir dut tanesi kopuverir dalından ya, kimselerin aklına gelmez dutun var olma amacını gerçekleştirdiği; bunun için aylarca tohumdan meyveye uzanarak güneşle defalarca seviştiği; köklerine yatan ateşböceklerinin ezgisini fısıldadığını ağustos ikindilerinde, kanatlarına arıların. Bilmezler dutun kaderine düşmüş olup buncasına ancak yaradığını .

Tesadüfleri kovalar zambaklar bu şehirde

Çocukluğumun kabusları esiyor ruhumda Küçük bir kız çocuğu koşuyor gece vakti Yıldızlar düşüyor karanlık o sokağa Evler sessiz sağlı sollu yüzleşiyor ve saklanıyor birbirinden Fısıltılar duyulmuyor ama çınlıyor pencerelere vura vura O kız çocuğunun kulaklarında Hanımelleri tutuyor ellerinden çömeldigi o köşede Suluyor çocuk toprağını minnetle, aktıkça Yanaklarını ıslatan gözyaşları dalga dalga Iki kaçak bisikletin ardından Genç bir kız vuruyor topuklarını yere Aceleci adımlarında Atılacak kollarına sevgilisinin Heyecanla, saçlarının uçları Deniz kokuyor bu sefer Ve ay ana rahminden çıkan bir yenidoğan Dönüyor yakamoza lacivert ufukta Sonra duyuyor kalbinin sesini dokunuyor tenine Yayılan ılık bir sevgi damarlarından Ayaklarının ucuna ve kumlara Pır pır pır Genç bir kız o, kendini aşık bir kadın sanan Küçük bir kadın yeni umutlarla bakıyor kaçamak Suyun kenarında yürürken ve incirler ağaçlardan Mor yeşil yeşil ve mor salkım salkım Gözleri buluyor gözlerini ...

Bilmek ya da bilmemek, iste butun mesele bu

"Bilmek", insanin akli yeterligi mevcut olmasi halinde, belki saliselerden kisa bir anin icine sigdirdigi bir eylem. Gormek gibi. Halihazirda sag tarafinda bulunan catala yonelen bakislarinin, eger biyolojik ve mental bir engel de bulunmuyorsa, o catala degmesi aninda gorme eylemenin gerceklesmesi gibi; mevcut bir durum, bir varlik yahut bir gercekligin, akli merekelerin yerinde olmasi sartiyla, insanin algisina dokundugu ve mevcudiyetinin kavrandigi anda "bilmek" eylemi gerceklesir. Bu bakimdan "anlamak"tan farklidir bilmek; anlamak bir sureci, birikimi ve analiz etmeyi gerektirir. Bu sebeple anlamak tekil sonuclar dogurmaz, daha ziyade 'anlamlar'i vardir anlanilan seylerin. Hem kisinin kendisi icin farkli zamanlarda, farkli deneyimler sonucunda farkli anlamlar ortaya cikabilir hem de herkes icin bir gerceklik farkli anlamlara gelebilir. Halbuki bilmek bunun tam da aksine tekil bir eylemdir, herkes bir gozlugun gormeye yaradigi ogretildiginde ona...

kendimi daha ne kadar erteleyebilirdim bilmiyorum

Sen hiç bir nisan güneşinin altında ılık ılık ağladın mı? Sebepsiz Dertsiz Gamsız Safi mutluluktan Safi güneşten Safi aşktan Sen hiç bir nisan güneşinin altında yaşamaya aşık oldun mu? Geceyi beklerken umarsızca Çırpınırken yaşamaya Ve  var olamazken  hiçbir anın içinde  Sen hiç bir nisan güneşinin altında uzaklara diktiğin gözünün ucuyla saçlarına dokunan güneşin ışıltısını görüp ağladın mı? Bir anne şefkatiyle okşadığından Eski bir aşkın anısı gibi gulümsettiğinden Içine hayat tohumları serptiğinden Sen hiç bir nisan güneşinin altında gözlerinin ıslanamadığı ayların acısını çıkardın mı? Gürül gürül taşan öfkeli nehirler gibi Kapı bacayı savuran fırtınalar gibi Akdeniz gibi rüzgarlı bir günde kayaları dövmekten yorulmuş, ikindi güneşinin öpücükleriyle sakinleşerek kumsalı tarayan Sen hiç bir nisan güneşinin altında çok eski bir tanıdıkla karşılaşmanın şaşkın mutluluğunu tattın mı? Unutulmuş zamanlarda, bir raf arkasında bırakılm...

gençliğimin renaissance'ı

Baharın cemreleri düştü hayatıma. Büyük umutlarla serptiğim tohumlarım, hayal kırıklıklarıyla sulanmışken yeşeriyor sonunda Nisan güneşinin altında. Hayretle izliyorum çiçeklenen baharını ömrümün, her bir rengi öylesine yeni ki gözüme, sanki daha önce hiç bahar değmemiş şu bedenime; burnuma gelen her koku mutlu yaz akşamlarımın anılarını hatırlatıyor. Ben hiç böyle çiçeklenmiş miydim bir baharda? Ömrümün baharı gelmiş gibi bir telaş var şimdi bedenimde: her bir zerrem bu cıvıltılı renklere bulanmak, umutlu kokularını içmek için çırpınıyor. Bir yandan da gizli bir korku tütüyor sol yanımda, tek bir yaprağımın yeşillenişini bile kaçırmaktan. Bıraksalar tüm gün aynanın karşısında göz bebeklerimin etrafının sarılara bürünüşünü izleyeceğim şu Nisan güneşi her dokunduğunda. Bahar güneşi nasıl kudret dağıtıyorsa toprağa ve koca meşelerin, söğütlerin ve kiraz ağaçlarının köklerine, tıpkı öyle bir kudretle gönlümü kutsuyor şimdi bahar güneşi. Göz bebeklerime umutsuzluğun yağdığı çetin kı...

mart, 5

Kaçıyorum Kaçıyorum Kaçıyorum Bütün hayatım boyunca kaçtım. Koş, koş, koş, koş, koş, koş, k… Önce insanlardan kaçtım, sahte samimiyetlerinden; anlamsız telkinlerinden, ihtiyaç duymadığım müdahalelerinden kaçtım. Duvarlarıma tırmanmasınlar istedim, beni onların ‘insanlık’ dediği o ilkel hayvansı vahşiliklerinden ayıran görünmez camlarıma defalarca çarpıp rahatsız etmesinler istedim. Sonra mutluluktan kaçmaya başladım. En son çocukken katıksız mutluluğu tatmıştım, hatırlamıyorum. Ne zaman çok gülsem hem çok ağladım. Sonradan anladım ki hayatta mutluluk bir daha çocukken damarlarımda aktığı gibi akıp vücuduma can vermeyecek. Hayatımın yolunda gittiğine inanmama ramak kalan her an, beraberinde bitmek bilmez kabuslar ve uykumu bölen sarsılışlarla geliyordu. Katıksız mutluluk olmadığı gibi, her mutluluk damlası için azap denizlerinde boğulmam gerekiyordu. Ben de vazgeçtim. Sonra sevgiden kaçmaya başladım. Kendime bile küstüğüm zamanlarda yüzümü onlara dönebilirim sandığım beni...

hayatımın kısacası

Şubat 22, Her cuma sabahı 9.40 dersini mutlaka yakalarım. Son derece sıkıcı olduğu tüm öğrencilerce yıllardır doğrulanıp duran; bundan dolayı profesörün de dersin ve bilhassa kendisinin sıkıcılığından haberdar, tekdüze ingilizce aksanı ile sınıftaki sandalyelerin yarısını doldurmaya yetmeyecek birkaç öğrenciye üç beş bir şey öğretmeye çabalayışı her cuma sabahı içimi tarifsiz bir huzurla doldururdu; neden bilmem ama kendimi güvende hissettiğim  -bir derste insanın kendini güvende hissetmemesi neden ve niçin mümkün olur bilmem- nadir ders saatlerinden biridir. Yalnız bu cuma öğleden sonraki dersim hoş bir tesadüf eseri iptal edilmiş olduğundan haftalardır 10.30da ders sonunda yaşadığım güvensiz kampüs hayatıma dönüşün burukluğu altında saklı o aylak öğrenci mutluluğu ile arabama doğru yollanarak 13 dakika içinde evimde olmanın ve bütün gün aylaklık edip kitaplarım arasına gömülmenin ve en önemlisi de gece yapacağım film maratonu için aylar önceden indirdiğim 5 tane Harry Po...