Kayıtlar

kahpe

özlem öyle iki yüzlü ve kaypak bir duygu ki, insan bir yandan özlem duymakla affa ve sevgiye yaklaşırken diğer yandan ironik bir biçimde özlemin kaynaklandığı uzaklığın ve yoksunluk hissinin farkına varıp özlenenin özlemesine sebep olacak kadar uzakta olmasından neredeyse hoşnutluk duyuyor

corona günlerinde aşk VIII

kendini değersizleştirmeye ve hatta aşağılamaya varan bir alçakgönüllülük ile yoğun bir egoizm ve empati birlikteliği arasında çoğunlukla fark edilmeyen bir perde vardır. esasen bu ikisi bir metal paranın iki yüzü gibi sırt sırta, fakat birbirinin tam olarak karşıt tersidir. bunu anlamak için öncelikli olarak empatinin her zaman koca bir yanılgıdan ibaret olduğunu kabul etmek gerekir. çünkü bir başkasının geçmişini, beyninin en ince kıvrımlarında onu koşullayan güdülerini bilmeksizin kendini onun yerine koyabilmek imkansızdır. bu yüzden aslında bir başkasının yerine kendi zihnimiz, geçmişimiz ve kişiliğimiz ile oturmanın bizi o kişiyi anlamaya yaklaştırdığını söylemek büsbütün palavradır. empati ile kastedilebilecek olan en fazla 'aynı durumda ben olsam ne hissederdim'dir ve bu da yalnızca kişinin kendi hislerine yaklaşmasına imkan verir; ondan her anlamıyla tamamen farklı olan bir başkasınınkine değil. bu kabulün ardından görülebilir ki, hayatın her anını kendi arzu, istek v...

corona günlerinde aşk VII

sordum üçlü koltuğa "annen baban var mıdır", hala susarak bakıyor suratıma

corona günlerinde aşk II

hep ölmek isteyen o burnu havada, memnuniyetsiz, depresif insanı ölüme sınır bir uçurumun ucuna koyun. bir adım ötesi ölüm, bir adım gerisi hayat olsun. o kadar yakınına koyun ki ölümün, soğuk nefesini kulaklarının arkasında hemencecik ensesinde duysun birden. korkusuzca adını ağzına alıp durduğu o ölümün buz gibi çelikten bile daha soğuk ve keskin olduğunu duysun. ölüm denen o ütopyanın(!) gerçek olduğunu anlasın ilk kez. çok yaklaştırın ki ölüme teslim olduktan sonra geri dönüşünün olmayacağını da idrak etsin bu sefer. teker teker aklından geçirsin ölünce mahrum kalacağı en küçük zevklerini bile. hatta gözüne hoş gözükmeyen birçok şeyin nasıl da katlanılabilir, göz ardı edilebilir ve hatta sevilebilir olduğunu düşünsün. öyle yakın olsun ki ölüme, kendinden çok ölümüne üzüleceklerin acısıyla kavrulsun içi. hiç yaşanmayacakların derdine düşsün birden. öyle ki yaşanmamışlıkları parmaklarının arasından kayarak ufuksuz bir çöle karıştığında peşine düşsün çölde her bir kum zerresinin. ölü...

-ı kes

dikkatli - ama avını uzaktan seyreden bir sırtlan gibi temkinli - fakat incitmemek değil incinmemek için ilgili - ama meraklı bir tanıma arzusundan çok ardıl bir faydanın beklentisinden sözlerinde cüretkar - dürüstlüğünden değil; ama tahrik için cesur - sahip olmak için değil fakat elde etmek için  gözü kara - çünkü kaybetmekten korkmuyor korkusuz çünkü incinmiyor çünkü kaybedebileceklerine, korkacak kadar değer vermiyor çünkü hiç sahip olunmayanın kaybı da olmuyor

ahkam

yazmak gülünç bir avuntu. yalnızca sancılı yalnızlıklar çekerken konuşamadıklarını söylemiş olmak için başvurduğu insanın.. konuşamadıklarını diyorum çünkü işteştir konuşma eylemi, ve söylemiş olmak için dedim çünkü muhatabı olmayan tümcelerin taşıdığı anlamın ne anlatılmaya ne de açıklanmaya lüzumu vardır.. yazan birinin bunu kabullenmesi ise gururunun çıkılabilir en yüksek noktasından atlayarak acizliğinin inilebilir en derin noktasına ayak basmaktan farksızdır. dilin infazı, düşüncenin de suskunluğa mahkumiyetidir. bürüneceği bir ifadeyi aramayan hiçbir sözcük belirmez insanın zihninde. asla dile getirilmeyecek birtakım tümcelerin düşünülmesi de anlamsızlaşır ve düşünce daralır. anlam uzanımı daralan sözcüklerin insan idesiyle kesiştiği noktalar da sayıca azalır. sonuçta bağlamlarını yitiren sözcükler ıssızlaşır ve tahayyül kuvveti daralır. tahayyül edilemeyen hiçbir şey gerçekleştirilemez. anlamın yitmesi kelimenin düzlem kaybıdır.  anlamlarını yitiren insan geleceğ...

Ocak, 17

hayat bir uzun hatırlayış.. 

aralık geçiyor içimden

Aralık, 28 2019 Bazı yaralar üstüne başka insanları yapıştırmakla kapanmıyor. İnsan öyle aciz, kendini bilmez ve nankör ki bir başkasının canını yakarak kendi acısını dindirebilmekten medet umuyor; acısının sebebini bile bilmeden bir acıyı sırtlanmayı kabulleniyor ve hayatın tüm nimetlerine rağmen yine de en çok acısını bağrına basıyor.  Yazmak, hiçbir acıyı dindirmiyor. Var olmayana varlık da bahşetmiyor. Meçhul bir acıyı aydınlığa da çıkarmıyor. Zihne ait soyutlukları maddeye de büründürmüyor. Öyleyse neden yazmalı?  Acı hep vardı. İnsanlığın varoluşundan beri acı hep oradaydı. Küçük mutluluklara aldanıp acıyı unutmak ne aşağılık bir avuntu! Ne acınası bir uğraş! Acının her an atağa hazır bir düşman gibi beklediğini bilerek nasıl mutlu olur ki insan, kendimizi kandırmak için yaptığımız mutluluk taklidinden başka nedir bu?  Hem sonra acı neydi ki aslında? Ufak kuruntular, beklenmedik mutlulukların sonu, unutulanın hatırlanması, ertelenenin kemiğe dayanması ...

dying führer

Hayat, kaderin ağlarını ördüğünü bilmediğimiz anlarda yaşadığımız; bir kez örüldükten sonraysa dolanıp durduğumuz o ağlardan kaçmaya çabalarken nasıl yaşadığımızı bile fark etmediğimiz bir yanılsama.